Bubu
Ben
yıldızları görüp tekrar dünyaya döndükten sonraki birkaç gün sessiz sakin
geçti. Keyifler kesinlikle yerine geliyordu ve ben tedaviden sonra biraz
açılmıştım. Duman kusma olayım oldukça azalmıştı. Biz toparlanmanın
mutluluğuyla derslere daha huzurlu girerken Çarşamba günü gelip çatmıştı.
Merkezdeki Eğitim Evi her gün açıktı. Ancak her kademenin haftada iki günü
muhakkak boş olurdu. Özellikle okula yeni gelen zavallıların uyum sağlaması
için tatilleri üç gündü. Acaba bizim tatillerimiz ne zaman üç güne çıkacak diye
düşünürken yine elimi bukleme attım. Renkli buluttan buklelerimle oynamaya
başladım. Bu arada karşıdan Lex geliyordu. Tamamen onu sinirlendirmek için
ayaklarımı Cafe Neverland’ın eski ve ufak masasına uzattım. Yaptığım hareketi
görünce iç geçirdi. Gelir gelmez beni azarlayacağını bildiğim için iyice
sandalyeme yayıldım ve birazdan doğacak kapışmanın tadını çıkarmak için
hazırlandım. Ama neredeyse yıllardır olmayan bir şey oldu. Lex yanıma oturdu ve
ayaklarını masaya uzattı. Gözlerimin yerinden çıkmak için hamle yaptığını
hissediyordum. Tamamen şaşırmıştım. Kafamı ona çevirdim ve “Burası senden başka
insanların da uğradığı bir yer, masadan ayaklarını indirmen gerektiğini en son
kaç yaşındayken söylediler sana? Bu yaptığın sadece bizi küçük düşürüyor!
Kendine gel, lütfen biraz büyü Alexander.” Dedim ve bir kez de kendime
şaşırdım. Bir anda rolleri değiştirmiştik. Ben masadan ayaklarımı toplamadığım
halde ona mana buluyor, olgunlaşması için vaazlar veriyordum. Taklaya geldiğimi
fark edince yanaklarım kızardı ve önüme bakıp gülümsedim. “Sen tam bir pisliksin.” Derken Lex’le vakit
geçirmeyi ne kadar özlediğimi ona söylememem gerektiğini kendime hatırlattım.
Zira Lex düz bir duvar gibiydi. Ona karşı ne kadar duygusal olursanız olun, her
zaman yüzünde sabit duran bir gülümsemeyle sizi dinler ve karşılık vermezdi.
Limm’le geçen sene yatakhanede öpüşürken basılmasından haberim olmasa, onun
asla birini öpecek kadar duygu barındırdığına inanmazdım. Gerçi bence Limm
yanlış bir tercihti, o kızın henüz saçları bile değişmemişti. Açık kızıl
saçları ve gri gözleri vardı. Ufak tefek, çelimsiz bir kızdı. Sonra çok ve boş
konuşurdu. Dünya klasiklerinden birini okumaktansa yeni çıkan Vouge sayısını
okumayı tercih ederdi. Dil derslerinde çakraları açık olmasına rağmen her şeyi
benden daha yavaş öğrenirdi. Kızı sevmiyordum. Nokta.
Ben
kafamın içindeki ‘Limm sana göre biri değildi Lex’ çatışmasını sürdürürken, o
günü yüzyılın en ilginç günü ilan etmeme neden olacak şey oldu. Lex birden
elimi ellerinin arasına aldı ve gözlerime bakıp “Geçecek, lethrasso. Birlikte
atlatacağız.” Dedi. Bana Eski Dil’de “kardeşim” demesini bir yana koyarsak,
elimi tutması… Hmm… Nasıl derler, iç gıcıklayıcıydı. Evet, kabilemdeki herkes
özellikle son sene birbirinden biraz soğumuştu. Kite ve Chuck’ın dostluğu
sarsılmıştı, Lex sadece Ateş Bloğu’ndaki arkadaşlarıyla takılırken mutlu
görünüyordu, ben akşamları Eğlence Evi’nde maç izlemek uğruna kabilemi kendi
başına bırakıyordum. Ama tüm bunlara rağmen en az anlaşabildiğim insan olan Lex
az önce elimi tutmuştu. İçindeki ateşin sıcaklığını hissettim. Yüzüne baktım ve
“Atlatacağız.” Dedim. İçimin kıpır kıpır olmasından hiç hoşlanmayarak elimi
geri çektim. Küçük bir erkek çocuğu gibi kikirdemeye başladı. Neye güldüğünü
merak ediyordum. Gözlerini diktiği yere bakmak için gözlerimi yukarı kaldırdım.
Harika. Saçlarım tamamen kabarıktı. İri buklelerim açılmış ve kabarmıştı.
Saçlarım toz bulutu şeklinde olduğu için bir kez daha küfrettim. Lex ve ben
hala ayaklarımızı toplamadığımız masada yayılmış otururken Chuck ve Kite
göründü. Şu “gözlerini kapat ve içine dön, bağlı olduğun her yönlendiricinin
yerini hissedersin” saçmalığından nefret ediyordum. Ne zaman gözlerimizi
kapatıp bağlı olduğumuz kabileden birini görmeyi arzulasak, vücudumuz bir
şekilde ona doğru yönleniyor, yerini bilmesek bile onu buluyorduk. Bunu Okuyucu
üzerinde yapamıyorduk, çünkü henüz birbirimize dokunmamıştık. Bu bağı
kurabilmemiz için birbirimize en az bir kez dokunmuş olmamız gerekiyordu.
Chuck
ve Kite iri iri açılmış gözlerle bize doğru gelirken Lex gülümsüyordu. Neredeyse
benim kadar rahat bir şekilde sandalyeye yayılmıştı. Chuck ve Kite karşımıza
otururken Lex’in masada duran ayaklarına uzun uzun baktı. Lex ise sakin bir ses
tonuyla, “Tam üç senedir her şeyi yoluna koymaya çalışıyorum. Üç senedir sakin
ve sıradan bir hayat yaşamak için uğraşıyorum. Ama gördüğünüz gibi hala bir
Okuyucu’muz yok ve bu sene birçok kabilede hastalıklar erken başlamış. Okula
yeni şifacılar gelmediği sürece de düzeleceğimiz yok. Kendi adıma aldığım
karara göre, şu andan itibaren başta Bubu olmak üzere, her birinize daha çok
sahip çıkacağım. En çok da kendime. Siz benimsiniz ve ben size aidim.”
Hepimiz
Lex’teki bu değişimin kaynağını anlamaya çalışıyorduk. Bir gün içinde soğuk
nevaleden yaramaz çocuğa dönüşmüştü. İçimde bir şeylerin ısınmasını sağlaması
beni gerçekten mutlu etmişti.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder