24 Ağustos 2012 Cuma

Bölüm 9


Bubu





                Ben yıldızları görüp tekrar dünyaya döndükten sonraki birkaç gün sessiz sakin geçti. Keyifler kesinlikle yerine geliyordu ve ben tedaviden sonra biraz açılmıştım. Duman kusma olayım oldukça azalmıştı. Biz toparlanmanın mutluluğuyla derslere daha huzurlu girerken Çarşamba günü gelip çatmıştı. Merkezdeki Eğitim Evi her gün açıktı. Ancak her kademenin haftada iki günü muhakkak boş olurdu. Özellikle okula yeni gelen zavallıların uyum sağlaması için tatilleri üç gündü. Acaba bizim tatillerimiz ne zaman üç güne çıkacak diye düşünürken yine elimi bukleme attım. Renkli buluttan buklelerimle oynamaya başladım. Bu arada karşıdan Lex geliyordu. Tamamen onu sinirlendirmek için ayaklarımı Cafe Neverland’ın eski ve ufak masasına uzattım. Yaptığım hareketi görünce iç geçirdi. Gelir gelmez beni azarlayacağını bildiğim için iyice sandalyeme yayıldım ve birazdan doğacak kapışmanın tadını çıkarmak için hazırlandım. Ama neredeyse yıllardır olmayan bir şey oldu. Lex yanıma oturdu ve ayaklarını masaya uzattı. Gözlerimin yerinden çıkmak için hamle yaptığını hissediyordum. Tamamen şaşırmıştım. Kafamı ona çevirdim ve “Burası senden başka insanların da uğradığı bir yer, masadan ayaklarını indirmen gerektiğini en son kaç yaşındayken söylediler sana? Bu yaptığın sadece bizi küçük düşürüyor! Kendine gel, lütfen biraz büyü Alexander.” Dedim ve bir kez de kendime şaşırdım. Bir anda rolleri değiştirmiştik. Ben masadan ayaklarımı toplamadığım halde ona mana buluyor, olgunlaşması için vaazlar veriyordum. Taklaya geldiğimi fark edince yanaklarım kızardı ve önüme bakıp gülümsedim.  “Sen tam bir pisliksin.” Derken Lex’le vakit geçirmeyi ne kadar özlediğimi ona söylememem gerektiğini kendime hatırlattım. Zira Lex düz bir duvar gibiydi. Ona karşı ne kadar duygusal olursanız olun, her zaman yüzünde sabit duran bir gülümsemeyle sizi dinler ve karşılık vermezdi. Limm’le geçen sene yatakhanede öpüşürken basılmasından haberim olmasa, onun asla birini öpecek kadar duygu barındırdığına inanmazdım. Gerçi bence Limm yanlış bir tercihti, o kızın henüz saçları bile değişmemişti. Açık kızıl saçları ve gri gözleri vardı. Ufak tefek, çelimsiz bir kızdı. Sonra çok ve boş konuşurdu. Dünya klasiklerinden birini okumaktansa yeni çıkan Vouge sayısını okumayı tercih ederdi. Dil derslerinde çakraları açık olmasına rağmen her şeyi benden daha yavaş öğrenirdi. Kızı sevmiyordum. Nokta.
                Ben kafamın içindeki ‘Limm sana göre biri değildi Lex’ çatışmasını sürdürürken, o günü yüzyılın en ilginç günü ilan etmeme neden olacak şey oldu. Lex birden elimi ellerinin arasına aldı ve gözlerime bakıp “Geçecek, lethrasso. Birlikte atlatacağız.” Dedi. Bana Eski Dil’de “kardeşim” demesini bir yana koyarsak, elimi tutması… Hmm… Nasıl derler, iç gıcıklayıcıydı. Evet, kabilemdeki herkes özellikle son sene birbirinden biraz soğumuştu. Kite ve Chuck’ın dostluğu sarsılmıştı, Lex sadece Ateş Bloğu’ndaki arkadaşlarıyla takılırken mutlu görünüyordu, ben akşamları Eğlence Evi’nde maç izlemek uğruna kabilemi kendi başına bırakıyordum. Ama tüm bunlara rağmen en az anlaşabildiğim insan olan Lex az önce elimi tutmuştu. İçindeki ateşin sıcaklığını hissettim. Yüzüne baktım ve “Atlatacağız.” Dedim. İçimin kıpır kıpır olmasından hiç hoşlanmayarak elimi geri çektim. Küçük bir erkek çocuğu gibi kikirdemeye başladı. Neye güldüğünü merak ediyordum. Gözlerini diktiği yere bakmak için gözlerimi yukarı kaldırdım. Harika. Saçlarım tamamen kabarıktı. İri buklelerim açılmış ve kabarmıştı. Saçlarım toz bulutu şeklinde olduğu için bir kez daha küfrettim. Lex ve ben hala ayaklarımızı toplamadığımız masada yayılmış otururken Chuck ve Kite göründü. Şu “gözlerini kapat ve içine dön, bağlı olduğun her yönlendiricinin yerini hissedersin” saçmalığından nefret ediyordum. Ne zaman gözlerimizi kapatıp bağlı olduğumuz kabileden birini görmeyi arzulasak, vücudumuz bir şekilde ona doğru yönleniyor, yerini bilmesek bile onu buluyorduk. Bunu Okuyucu üzerinde yapamıyorduk, çünkü henüz birbirimize dokunmamıştık. Bu bağı kurabilmemiz için birbirimize en az bir kez dokunmuş olmamız gerekiyordu.
                Chuck ve Kite iri iri açılmış gözlerle bize doğru gelirken Lex gülümsüyordu. Neredeyse benim kadar rahat bir şekilde sandalyeye yayılmıştı. Chuck ve Kite karşımıza otururken Lex’in masada duran ayaklarına uzun uzun baktı. Lex ise sakin bir ses tonuyla, “Tam üç senedir her şeyi yoluna koymaya çalışıyorum. Üç senedir sakin ve sıradan bir hayat yaşamak için uğraşıyorum. Ama gördüğünüz gibi hala bir Okuyucu’muz yok ve bu sene birçok kabilede hastalıklar erken başlamış. Okula yeni şifacılar gelmediği sürece de düzeleceğimiz yok. Kendi adıma aldığım karara göre, şu andan itibaren başta Bubu olmak üzere, her birinize daha çok sahip çıkacağım. En çok da kendime. Siz benimsiniz ve ben size aidim.”
                Hepimiz Lex’teki bu değişimin kaynağını anlamaya çalışıyorduk. Bir gün içinde soğuk nevaleden yaramaz çocuğa dönüşmüştü. İçimde bir şeylerin ısınmasını sağlaması beni gerçekten mutlu etmişti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder