27 Temmuz 2012 Cuma

Bölüm 5


Okuyucu



                Yataktan kalmamak için çok çaba versem de kendimi ayakta buldum. İlginç bir şekilde günün genelde bu saatlerinde birinin bana seslendiği hissine kapılıyordum. Hiçbir ses duymadığım halde birinin benimle konuştuğunu sanıyordum. Aptalcaydı ve bu ev arkadaşlarımı korkutuyordu. Müzik setinin oynat tuşuna bastığım anda başımla ritim tutmaya başladım. Sabahları sağlam müzik dinleyerek ayılmak gibisi yoktu. Alt kata inip duşta kimsenin olup olmadığını kontrol ettim ve “Tanrı’m lütfen biri benden önce duşa girmesin, yalvarırım.” Diyerek geri dönüp bir havlu, lif ve şampuanlarımı alıp banyoya koştum. Duam duyulmuş olmalı ki ben kapıyı kapattıktan on saniye kadar sonra kapı yumruklandı. Oldukça kibirli bir kahkaha patlatıp “Bu kez bende dostum!” dedim. Keyifle duşumu aldım ve havluma sarılıp yukarı çıktım. Saçlarıma şekil verdikten hemen sonra odamda her zaman kilitli olmak zorunda olan mini buzdolabını açtım ve bir bira aldım. Daha iyi hissettiğime inanarak alt kata indim. Trevor’ın kız arkadaşının kusursuz ve oldukça lezzetli sandviçlerinden iki tane aldım. Üst kata çıkana kadar birini bitirmiştim bile. Diğerini de arabanın anahtarlarını ararken bitirdim. Bugün Çarşambaydı ve araba benimdi. Ev düzenine göre, istisnai durumlar dışında araba herkeste ikişer gün kalıyordu. Dört kişilik bir öğrenci evinde tek istisnai durum birimizin gerçekten güzel bir kız tavlamasıydı. Önce oldukça kilolu ve oldukça disiplinli anneme, oradan kız kardeşim Maggy’ye uğradım. Annemden biraz kredi çekip, ardından mutfaktan birkaç gün yetecek kurabiye çaldıktan sonra Maggy’nin misafir ettiği süslü ve bazıları gerçekten güzel arkadaşlarına en sempatik gülüşümü gönderdim ve bara gittim.
                Bar çoğu zamanın aksine bugün daha boştu ve bu benim için yan gelip yatılacak güzel bir gün demekti. Havluyu sırtıma atıp 37 ekran televizyonu açtım ve kanallarda gezinmeye başladım. Bir ara birinin adımı söylediğini duydum. Sağa sola bakındım ama görünürde beni çağıran, hatta bana doğru bakan biri bile yoktu. Birkaç dakika sonra tekrar: “Okuyucu! Ben Toprak Çağıran’ın. Kite. Bizi duy Okuyucu’m!”. Bu kez neredeyse gerçek gibiydi ve ilk kez bu kadar net duymuştum. Sesin dışarıdan gelmediğinin farkındaydım. Doğum lekemin tam üstünde bir yanma hissettim. Sonra kendime bir öneride bulundum: “Sabahları bira içmekten vazgeç.”. Ardından başımı televizyona çevirdim ve kanal değiştirmeye devam ettim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder