Bubu
Saçlarımın
uçlarındaki bukleleri parmağıma dolayıp gülümseyerek içeri girdim. Tek koluma
sığdırdığım iki büyük kitap ve ince küçük bir defteri tutmakta biraz
zorlanıyordum. Bu yüzden kısa süreliğine gözlerimi kapatıp fısıldadım: “Akhilov
netraux.”(Yukarıya üfle.). Koluma binen
yükün hafiflediğini hissedince adımlarımı sıklaştırıp üzerinde kalbimin
üstündekiyle aynı sembol bulunan masaya geçtim. Kite’a göz kırptım ve
kitaplarımı gürültülü bir şekilde masanın üstüne bıraktım. Yan masadaki Lucky Luke tanıdık –ve bir o
kadar itici- gülümsemesiyle bana gerçekten sakar olduğumu hatırlatan bir bakış
attı. Ona olabildiğince kibar bir hareketle sırtımı dönüp Kite’a ilk dersin
başlamasına ne kadar kaldığını sordum.
Ortak dersimizin başlamasına bir
saatten fazla zaman vardı ve bu bir saate yakın bir süre boyunca keyif
yapabileceğim anlamına geliyordu. Salonda herhangi bir Efendi’nin olup
olmadığına baktıktan hemen sonra ayaklarımı masaya uzattım. Yemek masasına
ayaklarımı uzatmam konusunda annemin sıkıcı vaazlarını duymayalı 3 sene
olmuştu. Dört senedir Nephalium Yatılı Eğitim Merkezi’ndeydim. Altıncı kademe
bir Rüzgâr Üfleyiciydim ve halimden son derece memnundum. Tekrar sol elimi
bukleme götürürken tam şu anda karamelli mochiatonun beni nasıl mutlu edeceğini
düşündüm.
Bu sırada Alexander kan çanağı
olmuş gözleriyle beni süzüp –ki bunun tek nedeni ayaklarımı masaya uzatmamdı-
karşıma oturdu. Renadjokha dedikten
sonra bizden de aynı selam sözünü duydu ve biraz olsun gülümsedi. Ateş Çocuk’un
içine kapanık günleri yine başlıyor olmalıydı. Sorunun Limm’le alakalı olduğuna
iddiaya girebilirdim. Limm salonun dördüncü sırasında oturan “Spell”
kabilesinin Toprak Çağıran’ıydı. Teni hakkında bir renk betimlemesi yapmak son
derece zordu. Sanırım karamelin içine bir parça limon sarısı eklendiğinde
ortaya çıkan o acayip kil rengini andıran teninin altında tipik, basit yapılı
bir genç kız beyni vardı. Boyu uzun sayılabilirdi. Siyah zeytine benzeyen
gözleri, iri bir burnu ve zayıf sayılamayacak bir vücudu vardı. Oysa Ateş Çocuk
(ona ateş çocuk dememden nefret eden ateş çocuk) ölü beyazı teni, bal renginden
ziyade turuncu olan gözleri, kaslı fiziği ve sert hareketleriyle ondan çok daha
iyilerine layıktı. Üçüncü sıra kabilesi olduğumuz için her birimizin saçları
elementini temsil edecek nitelikteydi. Lex’in saçları kısa, dalgalı ve
tamamıyla alevdi. Chuck’ın kısa saçları sürekli içinde bir şeyler
dalgalanıyormuş gibi duran okyanus mavisi sık buklelerden oluşuyordu. Eğer
saçlarını biraz uzatırsa rahatlıkla “Bonus” olabilirdi. Toprak Çağıran’ımız Kite,
Bob Marley hastası olduğu için “kesinlikle rastalı” koyu kahve saçlarıyla
aramızda en doğal görüneniydi. Saçları oyun hamurundan biraz daha gerçekçi bir
maddeden yapılmışa benziyordu. En azından benimki gibi yoğun bir bulut halinde
değildi. Ve evet, geçen yıl kimya laboratuvarından birkaç tehlikeli ama renkli
gaz çalıp saç uçlarımı eflatun ve maviye boyadığım için hala pişman değilim!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder